Her Şey Geçer, Nefes Kalır
Belki de insanın kendine söyleyebileceği en yalın ve en bilge cümledir bu. Çünkü varoluşun doğasında kalıcılık yoktur. Her şey devinir, her şey dönüşür. Acılar da, sevinçler de, düşünceler de tıpkı nefes gibi doğar, genişler ve sonunda yerini bir başka ana bırakır.
Zaman, yaşamın görünmez nehridir. Biz bu akışın içinde ilerlerken çoğu kez geçmişin yankılarını taşırız. Oysa hayat, geriye değil, ileriye doğru akar.
Bir yolculuğun içindeyiz; fakat bazen gözlerimizi geçmişin aynasında tutarız. O aynada gördüklerimiz, her geçen saniye biraz daha silinir. Uzaklaşır, bulanıklaşır, sonunda kaybolur. Yine de o görüntüyü canlandırmak için çabalarız. Çünkü zihnimiz, alıştığı duyguları bırakmakta zorlanır.
Geçmiş aslında bizim hatırladığımız ölçüde vardır. Onu yaşatan, zihnin direncidir. Oysa doğanın ritmi unutmakla değil, yenilenmekle çalışır. Zihin de doğanın bir parçasıdır; bırakabildiği ölçüde hafifler. Geçmişin izini zorla tutmak, suyun akışını tersine çevirmeye benzer. Suyun doğası akmaktır, zihnin doğası da özgürleşmektir.
Anda kalmak, geçmişi reddetmek değildir. Onu olduğu gibi kabul edip üzerimizdeki yükünü bırakmaktır. Çünkü her nefes, yaşamın kendini yenileme gücünü taşır. Her nefes alış, varoluşun “şimdi”de yeniden doğduğunun kanıtıdır.
Bir an için derin bir nefes al. O nefesin içinde geçmişin gölgesi yoktur. Geleceğin endişesi de yoktur. Sadece şu an vardır. O an, varlığın en sade ve en gerçek halidir. Nefesin farkına vardığında zamanın zincirlerinden kurtulursun.
O zaman, bakışın değişir. Gözlerin, önündeki ufku görür. Çünkü araba yol alırken ufuk da sürekli değişir. Aynı değildir, tıpkı yaşam gibi. Her an başka bir manzara, başka bir ihtimal belirir. Ve sen, o değişimin tam merkezinde, nefes alarak yenilenirsin.
Her şey geçer.
Nefes, yaşamın özünü taşır.
Ve insan, nefesinin farkında oldukça her an yeniden doğar.
Alkın Yöney
Unutulmamalıdır ki, her şey geçer nefes kalır. Bu, yaşamın döngüsünde önemli bir gerçektir.